bugün bir pazar günü ve erken uyandırıldım. tekrar uyumaya çalıştığımda tabii ki aklıma sabahın 7'sinde aklınıza gelmemesi gereken düşünceler gurubundan bir şeyler geldi. bu sabahki konumuz: kadının toplumdaki yeri ft. kendi kendini gerçekleştiren kehanetler saçmalığı. bu saatte arayıp konuşabileceğim birileri olmadığı için, bunları da bir şekilde dışarı vurmam gerektiği için, buraya geldim. fanusun içinde büyümemiş olan bir kadınsanız hayatınızda birkaç kez öldürülmekten ve taciz edilmekten korkmuşsunuzdur. buna ek olarak, sadece cinsiyetiniz sebebiyle daha az zeki, daha az duygusal stabilite sahibi ya da daha az otokontrol hakimiyeti olan biri olarak da nitelendirilmişsinizdir. işin kötü tarafı, bu sözleri yeterince duyduysanız ya da aklınız yeterince süistimal edildiyse, içten içe siz de size yüklenen bu birkaç sıfatı kanıksayabilirsiniz. bunu farkında olarak yapmıyorsunuz. yoksa benim tanıdığım kimse kolay kolay daha az zeki olduğunu kabul etmeye meyilli değildir. aklıma rachel...
içimde kalan son enerjiyle makyaj pamuğuna yüz temizleme toniği dökerken, aklımdan özsaygı/özdeğer konseptinin geçmesini hesaplamamıştım. özdeğer diye bir kelime var mı, bunu bile bilmiyorum. eğer yoksa açıkçası bu beni şaşırtmazdı. son birkaç gündür aklıma sık sık kendimize verdiğimiz, daha doğrusu vermediğimiz, değer geliyor. üzerine ne kadar çok düşünsem, sanki ağzına kadar dolu bir küvetin tıpasını açmışımcasına hazır ve oluk oluk akar bir şekilde daha çok düşünüyorum. uyumadan önce makyajını temizlemek, seninle konuşmayı kesen kişinin ardından üzülmemek, yemek öncesi ilacını almak, iyi gelmeyeni fark etmek, belki de o son çikolatalı pasta dilimini yememek. bize kendimize değer vermek hiç öğretilmemiş olabilir mi? yıllar önce, nedenini bilmediğim bir şekilde iki arkadaşımla görüşmemeye başlamıştık. her şey çok pasif ve hesaplanmamış şekilde azalarak bitti ve ben günler, haftalar ve belki aylarca kendimi suçladım. yanlış bir şey mi söylemiştim? istemeden kırmış mıydım onları? ikisi ...
bugün dünya kız çocukları günüymüş. annem ve babam, yaşları ilerledikçe özel günleri daha da önemser oldular. yine yaşlarıyla doğru orantılı olarak, önemsedikleri önemli gün ve haftaların sayısı da artmaya başladı. şikayetim yok tabii ki, bugün ikisi de dünya kız çocukları günümü kutladı. ben de anneminkini kutladım. "ben de kız çocuğuydum" diyerek teşekkür edip güldüğü bir mesaj bırakmış telefonuma. hasta olduğumda, yani yalnızca burnum aktığında değil de gerçekten hasta olduğumda, anneme söylemek istemiyorum uzun süredir. benden çok o üzülüyor, en sonunda annemi hastalığım için teselli ederken buluyorum kendimi. buna kızmışlığım da oldu, sonra kızdığım için biraz da kendime kızdım. dokuzuncu hariciye koğuşu'nda "annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür...
Comments
Post a Comment